28 Eylül 2008 Pazar

volver

yağmurun sesiyle uyandım. daha da uyuyamıyorum. başta uykuyu kolaylaştıran sarhoşluk, şimdi susatıyor, yatakta bir o yana bir bu yana döndürüyor. dışarısı çok karanlık, çok kasvetli. ilkokuldan hatırladığım karanlık, huzursuz günlere benziyor. canımın hiçbir şey yapmak istemediği, dünyaya fazla geldiğim günlere. şiirin, müziğin, içkinin olmadığı, keşiflerin ise çoktan son bulduğu geç ilkokul günlerine. ilk defa o çok mutlu huzurlu geçtiğini düşündüğüm çocukluk günlerine asla dönmek istemediğimin farkına varıyorum. geç çocukluk ve ergenlik. öncesi ve sonrası arasında o kadar büyük bir uçurum. atlanıp geçilse üstünden, hiç hatırlanmasa çocukluk çok daha güzel.

ama hatırlıyorum. ulustaki o sıcacık evden soğuk ve sevimsiz dikmene taşınışımızı hatırlıyorum. o kırmızı üç tekerlekli bisikletten tekinsiz iki tekerleğe geçişimi, ilk defa düşüşümü, dizimin kanlar içinde kalmasını hatırlıyorum. üstünde adımın yazdığı biricik boncuklu bluza sığamadığımı ve bir çocuğa yakışmayacak kadar biçimli açık mavi mini eteği hatırlıyorum. kızılayın arka sokaklarında ölü eşyalarla dolu kokusuz, karanlık bir ev hatırlıyorum. keçiörende çocuk gürültüsü ve namaz kılan insanlarla dolu bir başka evi. dut ağacını, vişne ağacını, bacaklarımı dolayıp kaydığım kavak ağacını...gençlik parkını ve ssk binasının en üst katından düşmek üzere olan bir çocuğu hatırlıyorum. yanına oturup arkadaşı olmayı istediğim çocukları hatırlıyorum. yalnızlıklarına, çelimsizliklerine üzüldüğüm. sonra utandığımı hatırlıyorum sayısız kere. büyüdükçe daha fazla.

yağmur dinmek bilmiyor. halbuki dinse, benim canım dışarı çıkmak istese. bir şehri daha keşfetmeye gücüm olsa. keşfedilecek şeyler kalmış olsa. aklım, okuduklarım ve önyargılarımdan arınmış olsa. öğrendiklerimin pek çoğunu unutsam. brunch kelimesini bilmesem mesela. gazete almak istemesem görev diye, tekrar ansiklopedi okumaya başlasam. her gün her şeyin tekrarlanmasından korkmasam. dönsem ve döndüğüm yeri unutsam...

Hiç yorum yok: