28 Eylül 2008 Pazar

evimizin eşyaları

odamın penceresi bir yangın merdivenine ve florasan ışıklı bir giysi dükkanına bakıyor. yağmur dindi. ama aklımdan gitmiyor "duvarları katı sabır taşından" şehir. özlüyor muyum, yoksa suçluluk hissi mi bu? bırakıp gittiğim için değil. başkasında onu bulduğum için.

peki ya ev. nasıl bıraktım. bütün eşyalarını öyle umarsız nasıl bir kenara attım. henüz daha içinde yaşarken. meydan larousse ciltlerini demiyorum. süs misali sağa sola serpiştirilmiş nikah şekerlerini de. çirkin vazolarda plastik çiçekleri değil. özenle katlanıp saklanmış masa örtüleri peki? ya o yıllarca saklanmış melamin tabaklar? hepsini terkettim. ölsünler istedim. resimler albümlerden döküldü. tabaklar bir bir kayboldu. çatal kaşık takımları eksildi. yalnızca buzdolabının üstünde adını bilmediğim yıldız çıkartmaları kaldı. bir de kolu hep elimde kalan sarı saçlı oyuncak bebek. şimdi onlarda yok olsun gözümün önünden diye yaksam o evi. üzülmem hiç. hatırlamam.

kırılan gözlüğünü bantla tutturan o adamı şimdi nasıl özlüyorum. halbuki tanışmamıştık. hatıralarım olsa ona emanet ederdim. ceketinin cebinde taşısın diye. belki bir rakı masasında unuturdu. ama o unutsa kızmazdım. kimse de beni suçlamazdı. en çok onun ceketinin cebine yakışırdı evimizin eşyaları.

Hiç yorum yok: