10 Mayıs 2008 Cumartesi

batan güneş beni de al

İlk dişini görme olasılığım dahi olmayan, diş eti kızarmış bir yeğenim var. Büyüyor, göremiyorum. İlk hastalığı, kızaran minik bademciğini de göremediğim. Doğduğunu gördün, yetin.

Bir kafam var, karışık, buruşuk. Bir bebeğin büyüdüğünü görememek mi tercihim, değil, öyle olmadığını biliyorum. Tercihim hep sevdiklerimle olmak, yanyana, elele, akşam gelip başımı onlara yaslamak, onların başını omzuma almak, karnıma yaslamak, öyle uyumak, uyanmamak istemek. O zaman neredeyim ben? Dünyanın buluştuğu yerdesin dediler bana, inanmıştım. Dünyamın ne olduğunu bilmediğim zamandı, annemle konuşup telefonu kapatmadığım bir andı ki, dünyamı şaşırmışım.

Başka istediklerim de var ya benim, hep istek hep istek ya, ama en çok hangisi istek, en istek hangisi ? Bağımlı Türk insan modeli beynime mi girişmiş çocukken de atamıyorum bunları, başkalarına ahkam kesmek ne rahatmış, bireysel yaşam ahkamı, absorbe beynim bağımsız düşünemiyorum. Anneme dönsem, orada onun istediği çocuk olabilir miyim, olmak istediğim biri var; O olabilir miyim, bilmiyorum ki, bu telefon kapanışlarına mı dayanamıyorum yoksa, bilmiyorum ki... Tek bir bildiğim var, annemi çok özledim, koklamak istiyorum.

Bir de, kalbimde var ya benim, hala var. Acaba kalp nakli yapılınca, insan sevdiğini unutur mu, abla? Benim güzel kardeşim.

Özle özle, üzül üzül bıktım ama ne demiş Veysel baba, “kavuşamazsan aşk olur”.

Hiç yorum yok: