Dayanamazmış insan demek ki. Onca minnet duygusu, sevgi, bağlılık, anne-babanın kutsallığı...bir buruk suçluluk olarak içinde durup dursa da kalamazmış... Tek başıma korkmadan uyuyabilsem mesela geceleri, durmayacağım, gerekeni yapacağım: kendine ait bir ev. "Kendine ait bir oda". Bir oraya bir buraya, göçebeliğe başlayalı 7 yıl oldu. Yedi yıldır ben, bir sonraki sene nerede ne yapacağımı bilmeden yaşıyorum. Yedi yıldır suya yazıyorum. Köksüzlükten, hafızasızlıktan şikayet edişim de bundan. İstediğim "durmak" mı öylece, "kalmak" mı olduğum yerde? Şimdi evet. Uçsam da konsam da dönüp geleceğim kendime ait bir oda lazım bana ama.
Diyorum ki ne büyük işler bekliyor beni, ne büyük beklentilerim var kendimden. Bu dünyaya ya da insanlara hep bir borcum var sanki. Ne kadar didinsem az geliyor, kaçarsam ödemezsem faizi biriktikçe birikiyor, borcum büyüyor. Çok acemi hissediyorum kendimi. Hem saçını, hem üstünü başını hem de işini gücünü aynı anda düzgün tutamayan; en yakınındakilerden alıp uzaktakilere dağıtan; neyi ne zaman nerede nasıl "vereceğini" bilemeyen acemi bir insan. Ben. Anlayamıyorum ki herkes nasıl öğrenmiş, nereden öğrenmiş böyle profesyonel yaşamayı. Ben yapamıyorum. Yok. Sığamıyorum programlara, planlara, yapılacaklar listesinin sonu görünmüyor hiç...Hep açık deniz...
Bu çağın insanı olamadım ben evet. Kendime ait bir odam bile yok.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
2 yorum:
Önc kendisine ait bir oda ister insan, ardından kendisine ait bir ev.
Hem oda, hem ev, o kişi için huzurdur, sığınaktır, güvendir, sükunettir, özgürlüktür, kaçıştır, okyanustaki yalnız adadır, bulutların üstüdür, girişinde koca bir kaya olan mağaradır.
Gün gelir, insan anlar ki esas sorun "kendisi için bir hayat"a sahip olabilmektir.
Oda, ev, iş, arkadaş, sevgili, aslında hep birer amaçtır.
Amaçların araçlarla karışması ise metodoloji problemi.
Amaç araç ikiliğine inanmıyorum desem kısa yoldan. Duygu/mantık, iyi/kötü gibi daha bir çok ikiliğe de inanmıyorum üstelik.
Yorum Gönder