Ben Anadolu Lisesi'nde okudum. İlkokulu bitirince girdim, lise sonu bitirince çıktım. Travmatik etkilerini hala üzerimde taşıdığım bir hazırlık sınıfı deneyiminden sonra İngilizceyi sevmeyi öğrendim. Betimleme yapmayı hiç de teşvik etmeyen bir kültürden geldiğimden, bitmek bilmez sıfatları ve de sıfat sıralama kurallarıyla, betimlemenin dibine vurmuş Anglo-Sakson kültürünün ürünü ders kitapları ve o ders kitaplarının yanında gelen "workbook"ları dolduracağım diye az saç-baş yolmadım. Sürekli bir "describe your bilmemne" durumu vardı. Describe your best friend. Describe your house. Describe your room. Bu oda betimleme durumu şahaneydi. My bed is next to the door. My table is in front of the window. There is a black hole in the middle of my room. Bu son cümleyi hiçbir ödevde kuramadım ama evet bir kara delik hep olurdu benim odamda. Günlerce aradığım ne varsa, hiç aramadığım bir anda yerden kaldırdığım bir kazağın altından çıkıverirdi. Nasıl sığıştınız hepiniz yavrum oraya?
Şimdiki odam--ki bu oda meselesine feci taktım ben evet--hiç bir workbook betimlemesine sığmaz. Üst üste, alt alta diyebilir misiniz sürekli. Benim kitaplarım var, onların üstünde şampuan deodorant vb., onların üstünde "çok önemli" evraklarım. Odamda bir çok kutu var, bir çok boş çanta ve yarı-dolu bavul. İçinde bana ait olmayan pek çok şeyin olduğu bir gardrop var odamda. Sehpalar ve sandalyeler var, üstleri hep kağıt kitap yığılı...Odamda sesler var. Alt komşunun 3 yaşındaki "24 saat boyunca nasıl oluyor da durmadan boğazını yırtarak bağırabiliyorsun küçük kız"ından, üst kattaki "sesi hep pek bir açık televizyon"dan gelen sesler. Kendi katımızda anne-baba-kardeşten gelen sesler var. Bunca okul çağı dışındaki insana rağmen Pazar günlerinin banyo ya da ütü buharı kokulu futbol maçı yayını sesleri var. ..zına ...tığımın uğultulu tribünleri. Susun lannnnnn, susunnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn!!!
"Eşya ve hafıza" meselesine çok daha fazla inanıyorum artık. Fotoğraflar gibi eşyalar da. Görmezseniz hatırlayamazsınız çoğu zaman, gibi...Sessizliği daha çok özlüyorum her gün. En absolutundan olmasa bile, şöyle vınlamasız, gerilimsiz bir sessizlik. Yakınlarda bir yerde bir deniz bir sahile yanaşır yanaşır dururmuş, kokusu gelirmiş de, sesi gelmezmiş gibi bir sessizlik... Öyle bir sessizlikte eşyasız da olsam bulacağım kaybettiğim hafızamı.
Oradan oraya, oradan da buraya yazdım bitti.
P.S. Tıkış tıkışım, itiş kakışım ama en azından dişçiye gidiyorum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder