Kafamda herkesle hayali kavgalar ediyorum. Kayınvalide, arkadaşlar, hocalar, patronlar...kendi düşüncelerini bir kere bile sorgulamamış dünyanın merkezi cahiller...
Ya da daha kötüsü, edemediğim kavgaları sarıp sarıp yeniden izliyorum kafamda. Yeni diyaloglar yazıyorum, şöyle deseydim, böyle laf soksaydım. Olmadı kafayı koysaydım!
Çok yoruluyorum. Ciddiyim. Bu iş günde 2-3 saatimi alıyor. Ve işin komik tarafı kafamda kavga etmekten yorulduğum bu insanlara karşı gerçek hayatta insan üstü bir hoşgörü ve kibarlık gösteriyorum. Kendi halimden utandığımdan mıdır, yapabileceklerimden korktuğumdan mıdır bilmiyorum ama böyle işte.
Pasif-agresiflik değil mi bu?
Hemen yakınımdakilere, en sevdiklerime en acımasız eleştirileri en doğrudan şekliyle söyleyiverip kalplerini kolaylıkla kırabilirken; sevmediğim ve de değer bile vermediğim ve hatta hor gördüğüm insanlara bu kibarlık niye? Bu kadar mı büyük kabullenilmeme korkum? Bu konuda bir şeyler yapmam gerekiyor. "Olumsuz duygular"ımı ağlamadan ya da sinirlenmeden doğru düzgün ifade edebilmenin yolunu öğrenmem gerekiyor. Yoksa çok erken öleceğim, yarım bırakacağım bir sürü şeyi.
----------------------------------------
Ben yas tutuyorum bugüne kadar taşıdığım en büyük vicdan azabıyla.
Sakinleşemiyorum. Gitti.
Yapabileceğim bir sürü şeyi yapmadım. Sorabileceğim bir sürü soruyu sormadım. Yorgun ve hatta bazen bıkkın, gereksizce bilgiç, yarım yamalak iyice düşünmeden, aile işlerine karışmayayım diyerek aptallıktan, yeterince desteklemeyerek ve hatta gerektiğinde inat etmeyerek izin verdim gitmesine.
Gitmeden 1 saat önce gördüm. Reanimasyonda, abuk subuk onlarca makineye bağlı, kemoterapiden saçlarının yarısı dökülmüş, yarı açık gözlerine kan oturmuş, ödemden her tarafı şişmiş canım dayımı tanıyamadım. Salak salak başka odalara girdim çıktım da en son dosyadaki adına bakarak anladım o olduğunu. Beni affet, diye haykırmak geldi içimden ama diyemedim. Kızını merak etme, diyebildim. Seni çok seviyorum dayıcım, diyebildim. İçeri giren doktorun ilk sorusu "nesi oluyorsunuz?" oldu. 'Dayım' olması yetmedi kendisine. Ağzına sıçayım senin ve yakınlık derecesi sorularının, onun benim ne'yim olduğumu anlatmaya 'bir ömür yetmez' diyemedim. Pasif-agresifim. Etrafında bir sürü maskeli profesyonel yabancı, makinelere bağlı ve buz gibi soğuk bir odada üstü başı açık bırakıp çıktım dayımı. Sakinleşemiyorum. İnanamıyorum. Kendimi affedemiyorum.
Bana ne çok teşekkür etti. "Ya kızım ne çok zamanını alıyorum ben senin, sen olmasan biz ne yapardık," dedi yüzlerce kez. Şimdi görse halimi mesela, "üzme kızım kendini bu kadar, n'apalım herkes ölecek, senin yapacak önemli işlerin var" derdi. Beni gene kendisi teselli ederdi.
İlkokul karnelerime bakıyorum. Velim olarak o imzalamış hep. Anneannemlerde kalıyordum ben ilkokuldayken. Anneannem, dedem, iki dayım ve teyzem...
Tutamadığım sözlerim geliyor aklıma. Bir blog açmıştım, hastalığı ile ilgili makaleleri Türkçeye çevirip oraya koyacaktım. Bir ilk yazıdan ileriye gidemedi o blog.
Pişmanlıklarım... Üniversite mezuniyetime gelip, sonrasında hep beraber ailecek bir yemek yiyelim demişti canım dayım; ben arkadaşlarımla vakit geçirmeyi seçmiştim. O da annemleri yemeğe götürmüştü. Fotoğrafları var hatta lokalde çekilmiş. Daha neler neler...İlk teşhisi konulduğunda hastalığının, ben bir araştırırım demiş sonra da tembellik edip uğraşmamıştım. Sormuştu. Bakamadım deyince üzülmüştü, gözlerini yere indirmişti kızdığını görmeyeyim diye. Ah ben ne salağım. O zamandan başlasaydım araştırmaya her şey çok farklı olabilirdi. Ama ben başka fırtınalarda gemiler yüzdürüyordum o zamanlar! Sonradan birer birer batan içi boş rotasız gemiler. Önemli ve önemsizi ayırt etmek için daha büyüyecek yıllarım varmış.
Korkularım... Üzülemiyorum bile doğru dürüst. Çok ağlayınca susturuyorum kendimi. Daha kötüsü gelir başıma diye. Ağıt ağıdı çağırır, ağlama, diyorlar. İçimden küfrediyorum. Dışımdan susuyorum. Gene pasif-agresif.
İnanmak istemiyorum, sesini duyuyorum hep. Çok özlüyorum. Onun hakkında uzun uzun yazmak istiyorum. Mümkün olduğunca çok insana onun ne kadar mükemmel bir insan olduğunu anlatmak istiyorum. Belki anlata anlata sakinleşirim...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
2 yorum:
aklıma geliyor sizin nikahta dayınla karşılaşmam. öyle sakin, öyle içten, kimsede rastlamadığım türde bir ilgiyle, sevgiyle hatta, halimi soruşu. sanki derdini biliyorum der gibi. çok sık aklıma geliyor. hiç tanımıyordum. ama tanıyorum şimdi. senin sayende. sen onu ne kadar sevdiğini herkeslere gösteren, tüm işinin gücünün arasında ona koşan yeğeniydin. hem gurur duyduğu, hem sevdiği.
pişmanlıkların olmasın.
olmasın pişmanlıklarımı hatırlatıyor.
ben annemi tanımıyordum doğru düzgün. bırak sürekli yanında olmayı, içten bir nasılsın bile diyemedim. neye üzüldüğünü, neye sevindiğini dahi bilmedim. ve bana verdiği hiçbir şeyin karşılığını veremedim. yalnızca her gün aklıma geliyor. hemen hemen her gün.
daha çocuk işi var. gelecek olanlar var. belki ben de bir çocuk yaparım sayende. ya da senin çocuklarınla oyalanırım :)
öyle içten hissediyorum ki acını, acılarınızı, bu kadar büyüğünü hiç yaşamadım biff diyorum kendime. sizinle ağlıyorum şimdi diyeceğim,ama yetmez biliyorum.
bir çözüm buluyorum yetmeyen aklımla,hep sevdiklerimiz yarın gidecekmiş gibi yaşasak, yaşayabilesek, olur mu acaba?
sizin kadar bilemiyorum, okadar çok okumadım, yazmadım, düşünmedim ama olur mu acaba?
...
başka acı olmasın diyorum bir de, o olur mu acaba? Allahım bu kadarı yeter bu bünyelere, daha fazlasını vermeyeyim dermisin lütfen?
Yorum Gönder