23 Aralık 2008 Salı

süper baba olsa da izlesek..


bu akşam süper baba olsa da izlesek.. cuma akşamı olurdu o zaman. hava çok soğuk burda. ankara soğuğu sanki.. renkli atkı ve beremi taktım bu sabah. mavi eldivenlerimi de giydim. kudra, siz de başladınız değil mi atkı-bere kullanmaya? burada kimse takmıyor atkı hani? neyi takıyorlar ki?

fiko, denize aşık olsa bu akşam. deniz de ondan hoşlansa ama böyle çok da zeki olsa deniz, belli etmese hislerini. ben minik olsam, olan bitenden çok etkilensem, ama anlamasam.. sobalıydı o zamanlar bizim evimiz. babaannemin uyuduğu odada izlerdik televizyonu. tek bir televizyon vardı evimizde, ve tek bir soba. uyku vakti gelene dek herkes aynı odada, aynı havayı solumak durumundaydı. fiko, eczacı kızın (adı neydi ki?) arkasından baka kaldığında herkes gözyaşlarını saklamaya çalışırdı. ablamla ilk dalga geçen ben olurdum. babam su isterdi konu değişsin diye. "ooo ben akşama kadar kaç film çekiyorum" derdi bir de. o zamanlar abim de vardı. "soyulmuş portakal yok mu ya?" sorusuyla meşhur olmuştu ailemizde. soyar getirirdik. abimizdi, ağabeyimizdi, ağam, paşamdı. hala öyle..

babaanneciğim, nasılsın? biz iyiyiz, öyle geçinip gidiyoruz işte.. soğuk buralar, umarım orası da soğuktur.. atkı-bere takmıyorsundur sen. arakçının da yok yanında, kafan üşümesin bak banyo sonrasında. amcam, dedem nasıl? teyzemle görüşebildiniz mi hiç? sana yakın dediler gittiği yeri. çok selam söyle hepsine de. hacıanneme de. neyse babaannecim, ben kaçıyorum. üniversiteyi bitirdim evet. giden yıl istanbul'a taşındım kız başımla. çok geçmeden baş göz ettiler beni. hayırlı hayırlı. merak etme. bebem yok daha. hadi ellerinden öperim çok çok. sağlıcakla kal..

Hiç yorum yok: