izmir bana iyi mi geldi kötü mü bilmiyorum. düğündü, nikahtı, kınaydı derken de böyle bir bilinç kaybı yaşamıştım. suratım bir karıştı zaman zaman ama sevdiklerim ne güzel yanımdaydı. telaştı. aşktı. sevdiğim adam vardı, eyvallah. bir de aşık olduğum kadın. saçlarıma tel taktı, gözlerime sürme çekti, beni gelin ettiydi. sonra beni alıp balayına bile götürdüydü. şahidimdi hayatta. her şey öyle gerçekti ki, dokunulası, öpülesi, alıp içine alınası gerçeklik. tartıştık bile en gerçeğinden. oysa ben hiç yanlış anlamamıştım daha önce onu. hiç kızmamıştım. kızıp gün batımına kadar beklememiştim dönüşünü. ne güzeldi tüm bunlar :) gerçekti. yaşamdı. "interactive live" desek tutar belki.. en son ne zaman bir arkadaşıma kızdığımı, küstüğümü hatırlamıyorum ben. ortaokul-lisedeydi belki, çok mu vaktimiz vardı? şimdi küsmeye sebep olacak yaşantıya da mı yer yok yani?
izmir dönüşü, ankara. dost kitabevi, sakarya, ankara simiti & pınar beyaz, ilgi dağınıklığı yaşan azıcık şımarık bir doktor, kel mahmut, regl ağrıları, soğuk, çok soğuk, "karakter aşınması", matematik öğretmenim, az, çok az. yetmiyor işte. sonra bu şehre dönünce aptallaşıyorum ben. gerçek değil hiçbir şey burda. gerçekse de göremiyorum ben. akşam eve gidip uyuyorum yayın saati başladığında.
hamiş: atlas, 9:00-18:00 bir işe gir, mala bağla, uyuz ol. çalış çok çok, yine mala bağla, yine çalış. uykusuzluk falan kalmayacak bak.
17 Aralık 2008 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder