16 Aralık 2008 Salı

bağı-kur

birisi İzmir anılarını anlatsa, okusak okusak, hiç unutmasak. nee uyuyor muyuz, kapıyı kitlediniz mi?
...
bağ-kur'dan geliyorum. halka eziyet nasıl edilir diye düşünülmüş de bu sistem ona göre kurulmuş olmalı. bağ-kur kapısından girdik. başı örtülü, iyi giyimli bir kadın; "kan kustuyorlar bana, kann" diye anlatıyordu yanındaki; sürekli başını sallayan, göbekli, kel, 45 yaşlarındaki adama, sanırsın bağ-kur müfettişi. ilk tescil 1. kattaymış, ablamla çıktık, o eksik bu eksik, şunu da getirin, personel 3 aylık bordrosu getirin, bir babamı istemedi, bin şükür. üstelik bu evrakları telefonla sormamışmıydık. eksikleri getirmek, ofise dönmek için aşağıya indik, bizim teyze; "alışmışlar rahata, bayılıyorlar rahata" diye bir başka müfettişe dertleniyordu.
... geldik. saat 13:35. öğlen yemek saati. bekledik. bekledik. tamamlanan evrakları verdik. aha babam eksikmiş. bıyıklarını yolayım senin, döt çıkar o kravatı. sakin ol biff. aşağı indik, teyze ağlıyor, nasıl hemde, el kol sallıyor, gel teyzem bana anlat diyemedim, ablam tuttu kolumdan çekiverdi. o uzun "sağlık karnesi başvuru kuyruğu" nun önünden akarak ofise döndük. sanki başvurup karne çıkarsak bize bakacak biri var. yazık iki saat kuyruk bekleyişlere.
daha neler neler de,
benim anlatacak halim yok. yazacak halim de yok. yiyecek bile halim yok.
siz gideli hiç halim yok.
...

Hiç yorum yok: