bu bir dırdır vırvır yazısıdır. memnuniyetsizliğim yersiz, nevrotik ve bulaşıcı olabilir. ona göre okumadan önce iki kere düşünün.
bazen yolda böyle yürüyorum konuşa söylene ve bazen de küfrederek. burada görmeye alışık olduğum yolda kendi kendine konuşarak yürüyen insancıklardan birine dönüştüm dönüşeceğim. buranın insancıklarını sev(e)miyorum. hiçbiri dostoyevskyi'nin 'insancıklar'ına benzemiyor bu amerikan ahalisinin. halbuki rus edebiyatı evrensel değil miydi? yoksa nev-i şahsına münhasır olan 'modern amerikan insanı' mı? ölçülü, hesapçı, ve sığ. biraz delirdim evet ve haksızlık ediyorum. ama insan kendi ülkesinin ölçüsüz, hesapçı, ve sığ insanını özlüyor el memleketlerde. ters tarafımdan da kalktım diyebiliriz. amerika'ya iner inmez gizli bir mekanizma ile tetiklendiğini düşündüğüm diş şeytanları(m) gene harekete geçti. dişçiden her zaman olduğu gibi daha iyi değil, daha kötü olarak ayrıldım. yalnızca dünya yüzeyi ile dik açı yaptığında ağrımadığını farkettiğim diş köküm yüzünden oturarak uyumayı denedim. ama olmadı. dişçiyi öldürmek istiyorum, kendisi ise bir sonraki tatilinde istanbul'a gitmek istiyor sayemde kazandığı servetle.
ev arkadaşım olan 'insancıklar'dan da nefret ediyorum. ara sıra. ara sıra ise seviyorum. fakat havalar soğuk olduğu sürece nefretimin sevgimi aşması muhtemel. çünkü evde termostat savaşları başladı. ben açıyorum, onlar kapıyor. konuşup anlaşırmışız gibi yapıyoruz. sonra savaş yeniden başlıyor. iki yüz yıllık viktoryen evin kalorifer sistemi bu kadar oluyor. bazı odalar hamam misali, bazıları buz gibi. bu kez de bu eski evleri yıkıp hala yerine toki konutları yapmamış olan new haven belediyesine küfrediyorum. allah insanı gelişmiş memleketlerde süründürmesin. her şeyin tıkır tıkır yürüdüğünü görüp önce beklentilerini arttırıyorsun. sonra her şeyin tıkır tıkır yürümediğini görüp sükut-u hayale uğruyorsun.
üniversite öğrencisi 'insancıklar'dan da nefret ediyorum. mütemadiyen. bunların bir türü her daim neşeli ve enerjik görünmeyi marifet, normal insan sesinin üç katı yüksek bir sesle konuşmayı özgüven sanarlar. kıskanıyorum bu tavşan ruhlu yaratıkları. öbür bir tür var ki küçük ama tiksinçler. örneğin kapıdan geçerken arkadan gelen var mı diye bakmaz, yolda yürürken üstünüze sizi ezecek gibi yürürler, kamusal mekanlarda kaşınır ya da aksırır tıksırırken garip garip sesler çıkarmaktan çekinmezler. bu tür esameler gösterebilecek bir john nash'vari hayal alemine ya da yaratıcılığa dalma halinden bahsetmiyorum. özgüven de değil bu. daha ziyade güçlü ve bilinçdışı bir 'ben bu dünyanın merkezindeyim' hissi. aile ve toplum terbiyesi almamış bu yaratıkların ben-merkezciliğinin ileriki yıllarda sosyopatiye dönüşmesi muhtemeldir.
meditasyon ve yoga yapamadım bu hafta. sonuç böyle bir şey oldu. faket ne demiş j.k.rowling, nefret ilgisizlikten iyidir.
“Indifference and neglect often do much more damage than outright dislike.” J.K.Rowling
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder