20 Ocak 2008 Pazar

Arkanı Dön ve Kaç: The Human Instinct ve Terminatör Bir Olunca

NTV'nin yayınladığı The Human Instinct diye bir belgesel (serisi) vardı. İnsan vücudunun nasıl işlediğini ve neden böyle işlediği gibi işlediğini harika bir şekilde anlatıyordu. Örneğin insanların neden bol yağlı ve kalorili yiyeceklere eğilimi olduğu şöyle anlatılmıştı: Yiyeceklerin kıt olduğu yani bugünkü gibi süpermarketlerde satılmadığı ve bizzat avlandığı ya da yetiştirildiği dönemlerde insanların şimdiki gibi düzenli öğün alışkanlıkları da yokmuş. Günlerce yemek yiyemedikleri olurmuş. Dolayısıyla vücuduna en fazla kaloriyi depolayan, yani bol yağlı, bol şekerli ne varsa tepiştiren insanlar hayatta kalmış, diğerleri bir çeşit doğal seleksiyona uğramış. Pek tabii ki bizler hayatta kalmayı başaranların çocuklarının çocukları olduğumuz için ve de onların genlerini taşıdığımız için böyle bol kalorili yiyeceklere düşkünmüşüz. Ala. Bu bilgiyi Terminatör filmlerinden edindiğim bir başka bilgiyle birleştirince ortaya daha da ilginç bir şey çıktı. Belki malumunuzdur, Terminatör serilerinde Sarah Connor ve John Connor'ı yok etmek üzere gelecekten bugünün dünyasına gönderilen sayborglar insanlara pek sardırmazlar, onların misyonu bellidir ve hedeflerinden kolay kolay şaşmazlar. Ancak kendilerini takip etmeye, yanlarına yaklaşmaya ve de ellerinde silah üzerlerine saldırmaya kalkanları vs. affetmezler. Bir terminatör gördüğünüzde--ki kendileri paramparça olmuş helikopter, kamyon, bina vs. gibi şeylerin içinden giydikleri insan dokusunun bir kısmı ciddi hasar görmüş olarak çıkar ve ayakta hasar kontrolü yaparken insan merakını celbettirici görüntüler sergilerler--merakınıza yenik düşüp ağzınızı ayırıp onları izlerseniz sonunuz iyi olmaz, genleriniz sonraki nesillere aktarılamaz. Oysa arkanızı dönüp hızla kaçarsanız, kurtulursunuz ve çocuklarınız ve çocuklarınızın çocukları olur. Bizler arkasını dönüp kaçanların ve de bol yağlı yiyenlerin çocuklarıyız o zaman. Çok hırpalamayalım kendimizi...Di mi?

Hiç yorum yok: