12 Ağustos 2010 Perşembe

yeniden

birkez daha istemeyerek de olsa geldiğim bu topraklarda insanları sevmeye çalışıyorum. ama neyi sevip neyi sevmediğimize karar veremiyoruz zannederim. olmuyor. o büyük boşluk küçülmüyor. dertlerimiz aynı dertler değil. özlemlerimiz aynı özlemler değil. üçüncü dünyadan olduğumu hiç unutamıyorum birinci dünyadayken. eşit olamıyoruz. ya kızgınlık, ya küçümseme. meditasyon hak getire...

her gün bir sürü alınacaklar/yapılacaklar listesiyle evden çıkıyorum. elektrik bağlat, vergi ofisini ara, süzgeç al... küçük küçük bir sürü şey. akşama kadar bir ikisini yapmış oluyorum. arada geçen sürede ise ne yaptığımdan emin değilim. alışmaya çalışıyorum diyelim yeni yerime. geniş bir stüdyo tuttum. tek oda. küçük ama güzel. zaten küçük güzeldir demiyorlar mı? ofisime yerleştim. bilgisayarın bağlanması 5 gün sürdü. herşey çok yavaş. ama biliyorum göz açıp kapayana kadar yaz gelecek. ama ondan sonrasını bilmiyorum. sıkıldım. uzaklaştım. ufaldım ufaldım. tam bir birey oldum. oldum de ne oldu. varolmanın dayanılmaz hafifliği...

bir sürü hobi bulabilirim. bir sürü arkadaş edinebilirim. çok yoğun bir programım olur. sürekli seyahat ederim. ama istiyor muyum? yok. çocuk diye başlamayın. onu da istemiyorum. biraz sorumluluk. tek istediğim. işe yaramak. yarayabileceğimi bildiğim bir işte. yarayabileceğimi bildiğim bir yerde. çok mu şey istiyorum...

Hiç yorum yok: