22 Mart 2010 Pazartesi

Sarar İlkokulu

Ben Sarar İlkokulu mezunuyum. Sıhhiye Necatibey'de, sonradan kimliği değişen Atatürk Lisesi'nin yamacında gül kurusu pembeden güzel mi güzel bir okuldu okulum. En alt katında sağır-dilsiz sınıfları vardı, ayrı bahçede oynarlardı o sınıftakiler. Arkada, her zaman gölgede ama yemyeşil ve oyuncaklı bir alanda. Diğer öğrenciler oraya hiç giremezdi. Öğretmenlerinden güleryüzlü ve güzel Serap öğretmenle aynı serviste gide gele özel bir ilişki geliştirdiğimizden, sonu gelmeyen meraklı sorularıma cevap olarak bir derslerine soktu beni. Florasan vınlamasından başka bir sesin işitilmediği, duvarları yarı boydan camlı bir sınıftı. Sessizlikleriyle daha da bir fotoğraf karesi kıvamında anlar var kafamda o dersten kalan.
Okul müdürümüzün adı ışıltılı ışıklı bir şeydi. İnce bıyıklı bir Suat Beydi. Kibar bir adam izlenimi verdi bana hep. Öğretmenimi çok severdim. Sınıfımız 57 kişiydi. Necatibey civarındaki apartmanlara bakan kapıcıların çocukları ile, iyi bir okul olduğu için çocuklarını oraya uzun uğraşlar sonunda sokabilen ailelerin çocukları arasında kocaman uçurumlar vardı. Hacersiz sınıf olmazdı. Bitli Hacer. Don lastiğinden toka takan Hacer. Benim tokam da don lastiğindendi ama koskocaman, bembeyaz ve kolalı kurdelamla kapatırdım onu. Hem de ben en çalışkanıydım sınıfım. Önlüğümün siyahı çok soluk diye bazen utanırdım. Utandığım için daha çok utanırdım sonra. Ama nasıl da uzun boylu uzun kolluydum ilkokulda ben, sığamazdım önlüklere ve de hep en arkalarda otururdum.
Sırada üç kişi otururduk. Ejderin burnu kanardı hep. Üçümüz beraber üzülürdük.
Kantindeki simite doyum olmazdı. Bir de okulun hemen yanındaki Meram Pastanesinin ay çöreklerine ve de kağıda sarılı üzümlü keklere.
Spor salonumuz kocamandı.
Müsamerelerimiz pek gösterişli olurdu. Birinci sınıfta, "Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur" müsameresinde, gelmeyen bir kızın yerine, "ilkokul gösterisi değil mi canım nolcek" düşüncesiyle son saniyede itelenmemi ve 20 dakikalık gösteri boyunca ne yapacağımı bilemez halde yerimde çakılı kalmamı halen hayatımın en büyük utanç anlarından biri olarak anıyorum.
Ama halk oyunları ekibinde komutları ben verirdim hep. Ve de onca esmerlik, tek kaşlılık ve bıyığa rağmen esas kız hep ben olurdum ve nasıl da gururlanırdım. Düm tek tek, var mı benim gibi sekecek? Beşinci sınıfların olduğu en üst kattaki koridorda çalışırdık. Bir elime bağlı mendil aksak ritim Trakya havalarında kıvırmaya o zamanlardan müptelayım.
Gerçekten de başarılı bir okuldu Sarar. Beşinci sınıfların büyük çoğunluğu en prestijli Anadolu Liselerine girerdi. İlkokul beş yıldı, Anadolu Liseleri sınavında önceden beş tercih yapılırdı. Türkiye'de mercimek bolluğu vardı. İzmir Caddesinde mercimekli dondurma satılırdı.
Peki neden anlattım bütün bunları? Çünkü satmışlar okulumu! Yerine bilmemkaçkatlı bir iş merkezi dikilecekmiş. 50 yıldır yerinde duran okulumla beraber kimbilir kaçbinlerce insanın çocukluk hatıralarını da satmışlar! Milli Eğitimin yeni yöntemi, bu tip iş ve dolayısıyla rant bölgelerindeki okulların öğrencilerinden ikametgah belgesi istemek. Kurala göre her çocuk ikamet ettiği yere en yakın okula gitmek zorunda. Bu tip iyi devlet okullarına ise ikamet hakkı olanların dışında da talep çok ve öğrencilerin çoğu başka mahalle ve semtlerden geliyor. Dolayısıyla ikamet belgelerini görünce Milli Eğitim diyor ki "aaa bakın bu okula gerek yok aslında, öğrenciler kendi evlerine daha yakın olan şu şu okullara dağıtılabilir" ve de hoooop zaten bahçesi yıllardır otopark rantçılığının kurbanı olmuş bu okullar üç-beş dozer darbesiyle yerle bir edilip arsalar en yağlı ya da en torpilli müşterilere sunuluyor. Can Dündar geçen hafta Milliyet Pazar'da Mimar Kemal İlkokulunu bekleyen benzer kaderi eleştiriyordu.
Hatırasızlık. Hafızasızlık. Aynı şeyi her seferinde en başından düşünüp en başından yaparak kurumsallaşamamanın, onyıllardır yerinde saymanın, üstüste yapılan onca yanlışın ve bunca umutsuzluğun bu gibi hareketlerle çok yakından alakası olduğunu düşünüyorum. Tarihinden dolayısıyla anlamından kopuk her şey buralarda. Her şey tepetaklak havada. İnsanın insandan başka şahidi yok ve insan dediğin de ölüyor malum...

Hiç yorum yok: